KIBRIS
CUMHURİYETİ
-
DOKTOR:” Hemşire Hanım, hastamızın
adı nedir?”
-
HEMŞİRE: ”Kıbrıs Cumhuriyeti’dir, doktor
bey.”
-
DOKTOR: “ Hastamızın tam doğum
tarihini öğrenebilir miyim?”
-
HEMŞİRE: “ 16 Ağustos 1960.”
-
DOKTOR: “ İlk hastalık belirtileri ne
zaman ortaya çıkmış ?”
-
HEMŞİRE: “Elimizdeki dosya bulgularına
göre, 1963 yılında.”
-
DOKTOR: “ Hm, 3 yaşından beri sorunu
var demek ki. 58 yaşındaki bir insana göre oldukça uzun bir süre.”
-
HEMŞİRE:” Sizinle aynı fikirdeyim.”
-
DOKTOR: “ Hastalık bulguları nelerdir
peki, dosyada belirtilmiş mi?”
-
HEMŞİRE: “ Evet, doktor bey. Kanla
ilgili bir hastalığı var. Kanında yüksek oranda milliyetçiliğe rastladık. Bu
yüzden damarlarında dolaşım bozukluğu ortaya çıkmış. 1963 - 1974 arasında, 11
sene boyunca hastamızın durumunu görmek için birçok uzman Kıbrıs’a gelmiş ancak
bir çözüm bulunamamış. Bacaklarındaki sorun kangrene dönüşünce maalesef 1974
yılında her iki bacağı da kesilmiş.”
-
DOKTOR: “ Son derece dramatik bir
sonuç… Peki, hastamızı tekerlekli sandalyeyle taburcu etmeyi düşünmediniz mi?”
-
HEMŞİRE: “ Başhekim, bu konuda her
türlü girişimi yaptı, ilgili hasta yakınlarına bilgi verdi. Fakat hastamız son
derece inatçı doktor bey. Bacaklarımı geri almadan buradan çıkmam diyor. Akıl
sağlığından şüpheleniyoruz.”
-
DOKTOR: “Hasta yakınları kimler?”
-
HEMŞİRE:” Biz üç amcasını biliyoruz.
En büyük amcası İngiltere’ydi. Zengin ve kibirli bir adamdı. Kıbrıs Cumhuriyeti
hastalandıktan sonra hiç ilgilenmedi. Bacaklarını kaybettikten sonra da
kaderine terk etti. Ortanca amcası Türkiye’ydi. Biz hiçbir zaman aralarında iyi
bir ilişki göremedik. Kıbrıs Cumhuriyeti; hastalanmasından ve bacaklarının
kesilmesinden sürekli ortanca amcasını sorumlu tuttu. 1974 sonrasında da
ilişkileri tamamen koptu. En küçük amcası Yunanistan’dı. Hastamız, onu babası
yerine koydu, hep çok sevdi. Her türlü yardımına her zaman en küçük amcası
koşturmuştur.”
-
DOKTOR: “ Çok ilginç bir durum. Hastamız
hangi dilde konuşuyor peki?”
-
HEMŞİRE: “ Rumcayı anadili gibi
konuşuyor. İkinci bir dil olarak ara sıra İngilizce konuştuğunu da duyuyoruz.
Kendisi Türkçe bildiğini de iddia ediyor fakat biz hiç duyamadık.”
-
DOKTOR: “ 1974’den beri hastanede yatmak
onda depresyon yaratmış anlaşılan… Ruhsal durumunu rahatlatmak için bir
psikologla konuşturdunuz mu hiç?”
-
HEMŞİRE: “Ruh sağlığının bozuk
olduğunu kabul etmiyor ki doktor bey. Sadece pazar günleri kiliseden bir papaz
yanına gelip dua ediyor. Fakat dini dualardan sonra kanındaki milliyetçiliğin
arttığını, tahlil sonuçlarıyla doğruladık.”
- DOKTOR:
“ Papazı hastaneye sokmayın öyleyse!”
- HEMŞİRE: “ Bunu kesinlikle reddediyor
doktor bey. Aksi bir durumda hastaneyi yakacağını söylüyor. Üstelik 1983
yılından sonra ruh sağlığı daha da bozuldu. Her gün kaybettiği bacaklarını ne
zaman geri alacağını soruyor.”
- DOKTOR: “ Hastamızın durumu oldukça
ağır demek ki. Fakat dosyadan görebildiğim kadarıyla bu şartlar altında
düzeleceği de yok anlaşılan.”
- HEMŞİRE: “ Biz de öyle düşünüyoruz.
Odasındaki televizyonda ne zaman, amcasının bestelediği Yunan milli marşını
duysa heyecanlanıyor, terliyor, nabzının hızlandığını görüyoruz... Tansiyonu
çıkıyor. Kontrol etmekte zorlanıyoruz. Bir tane dilaltı hap verip ancak
kendisine getiriyoruz.”
-
DOKTOR: “Hm, anlıyorum.”
-
HEMŞİRE: “ Doğrusunu söylemek
gerekirse, 2004 yılında onu seven Avrupalı dostları yanına ziyarete geldi. Onu
maddi ve manevi olarak desteklediler, morali düzeldi. Biz, sevincinden iki
koluyla yataktan yere sıçradığını gördük. Ancak dostlarının bu desteği
karşılıksız değilmiş. 2013 yılında, hastamız uyurken gizlice odasına girip
banka hesabını almışlar, bankadaki bütün avro hesaplarını boşaltmışlar...
Hastamız bunu öğrenince üzüntüsünden kalp krizi geçirdi. İflas edip hastane
masraflarını ödeyemez duruma gelince ona acıdık. Kalp ameliyatı yapıp iki
damarını değiştirdik. Uzun yıllardır hastamız olduğu için de bu kez ondan ücret
talep etmedik.”
-
DOKTOR: “ Vay zavallıcık! Bu
anlattığın hayat hikâyesi mizah öyküsü bile olabilir hemşire hanım.”
-
HEMŞİRE: “ Size katılıyorum doktor
bey.”
-
DOKTOR: “ Hastamızın damarındaki yüksek
milliyetçiliği her gün kontrol etmenizi istiyorum. Bu oranı mümkünse sıfırlamamız şart. Aksi
takdirde, kalp damarlarını tekrar tıkayıp hastamızın ölümüne sebep olabilir. Ayrıca
kanındaki hümanizm değerlerini arttırmak için kalçadan günde bir doz “anti-
milliyetçilik” iğnesi yapınız. Ruh sağlığını koruması bakımından da haftada iki
kez psikolog eşliğinde tedavi öngörüyorum. Psikolog, papaz kıyafetiyle
hastaneye alınsın. Boynunda haç olabilir. Fakat sakın din ve siyaset
propagandası yapmasın! Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, empati üstüne bir eğitim
almasını istiyorum. Psikolog; bacaksız insanların da hayata tutunabileceğini,
var olabileceğini güzelce aktarsın hastamıza. Son olarak haftada bir kez de bir
Türkçe öğretmeni gelip hastamıza Türkçe öğretsin. Anlaşılan Türkçeyi unutmuş...”
-
HEMŞİRE: “ Emredersiniz doktor bey.”
-
DOKTOR: “ Bu dediklerimi yaparsa,
tekerlekli sandalyeyle onu buradan uğurlarız. Ruh sağlığındaki düzelmeye bağlı
olarak, hastamızı birkaç sene içinde de takma bacakları ile görebiliriz diye
umuyorum.”
-
HEMŞİRE: “ İnşallah doktor bey,
inşallah…”
Yazan: Serkan Sürek
Yayın: Tantana Mizah Dergisi
Tarih: 19.12.2018, Sayı:86
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder